degisti.com

zamanla her şey değişir…

Kadıköy Kurbağalıdere

Kadıköy Kurbağalıdere

 

Kurbağalıdere, İstanbul’un Anadolu yakasında Kadıköy’e(http://www.degisti.com/index.php/archives/524) bağlı bir semttir. Fikirtepe, Kızıltoprak, Feneryolu ve Bahariye semtlerinin arasında yer alır. Semte adını veren dere, Kadıköy çevresinin en uzun deresidir ve toplam uzunluğu 67 bin 680 m.dir.

Küçük derelerin aktığı büyük bir havzaya sahip olan Kurbağalıdere, Şerifali Gecekondu Önleme Bölgesinden başlayarak, Moda’ya(http://www.degisti.com/index.php/archives/9450) kadar uzanan bir güzergahı takip eder ve Mühürdar Pompa İstasyonu’na ulaşır.

Bu güzergahtaki Sazlıdere Acısu Deresi, Çakmak I, Çakmak II, Akdeniz Caddesi Deresi, Küçükbakkalköy, Ünalan, Ayvacık Deresi (Esatpaşa) ve Kargadere gibi 10’un üzerinde küçük dere  Kurbağalıdere’ye bağlanır.

Kurbağalıdere1700’lü yıllardan sonra çevresi geniş alanlarla kaplı, çoğunlukla şehzadelerin ve paşaların konaklarının bulunduğu bir bölgedir. İlerleyen yıllarda Kadıköy’ün içlerinde yer alan köşklere, sahilden ulaşım için Kurbağalıdere’nin Kızıltoprak tarafına ahırlar  yapılmıştır.

1900’lü yıllar Kurbağalıdere’de eğlencelerin yoğun olduğu bir dönemdir. Özellikle Kuşdili Çayırı, zamanının ünlü bir mesire ve eğlence alanıdır.

 Kurbağalıdere, yanlış yapılaşma ve eksik alt yapı sonucu zamanla kirli bir görünüme bürünmüştür. Dönem dönem yapılan iyileştirme çalışmaları sonunda, bugün derenin bir sahilinden Kalamış’a(http://www.degisti.com/index.php/archives/2685), diğer sahilinden Moda Koyu’na yürüyüş alanları mevcuttur.

 

 

Linkler:
www.cnnturk.com

http://www.kadikoy.bel.tr

Paylaşmak ister misiniz ?

Admin

Website:

20 comments

onur

kurbağalı dere oldu sana ..lu dere. bu kadar da kirletilmez ki ama o eski güzelliği kaybolmuş.

eser

Resimlere baktimde, eskiyle yeni arasinda ne cok fark var. En onemlisi degismesi gereken kokusu bence ona odaklanmalari lazim. Tesekkurler

Alan

Kurbaliderenin Tam sonunda sag tarafta kumu cok guzel olan bir plaj vardi.

kerem saltok

Sevgili Kurbağalı dere,sende asrileşmekten nasibini aldın ve üzülerek söylemek gerekirse kanalizasyon çukuruna döndürmüşler seni senin kıymeti
ni bilmeyenler…Kimler gelip geçti o Kurbağalıdereden….kayıkçıları..
Mehmet Ali kaptan,Polis Hasan,Hilmi dayı,Laz Ahmet ve oğulları ve nice
leri,ve tahta köprü ve civarı,sevgili dostum motorcu Yılmaz,Ahmet ağabey,Dayı Mustafa,ve diğerleri hepsine selam olsun gidenlerin ruhu şad
olsun…………………

oksan okandan

ikibucukkurusa ahmetin sandali ile karsiya gecer. kalmis vapur iskelesinin yaninda kumlukta denize gireredik

kerem saltok

Aklıma gelen bir başka anı…yıl sanırım 1948/1950 ler…mehtap olduğu asude akşamlar birçok kişi,bizimkiler gibi yemeğini içkisini alır sandal
da hem yenir,içilir hemde o senelerde kim olduklarını ismen hatırlayama
dığım,hanende ve sazende kişilerin içinde bulunduğu bir,iki sandala yana
şılır,bağlanılır hem o kişilerin çalıp söylediği müzikten istifade edilir hemde tanıdıklar birbirleri ile sohbet ederlerdi…genelde Kızıl
toprak Rüştiye sahiline yakın toplanılırdı hatırladığım kadarı ile toplanan sandal sayısı en az 50/60 bulurdu..o sıralarda Rüştiye sokağı
nın deniz kıyısında,vapur şeklinde aydınlatılmış bir gazino/çay bahçesi vardı….bu olayı hatırlayan varsa lütfen yazsın….

    Işık Gürbüz

    Kurbağalıdere “kayıkçı”larından Ali (Ağabey) , Hasan (Sağır)ve Aydın’ı (Darüşşafaka’lı) da analım. Hilmi Dayı’nın (Ayancıklı Hilmi)dereye ilk geldiği günleri hatırlıyorum. En köhne tekneleri , basit marangoz aletlerini kullanarak azimle tamir etmesi bana çalışmakla her şeyin yapılabileceğini öğretti. Eski eğeleri Çukurbostan’daki bir demircide şekillendirip raspa yapar, teknemizi bu aletlerle kazıyıp macuna / verniklemeye hazırlardık. Vernik dediğime bakmayın; halis bezir yağı. Dere kıyısında o günlerden benim bildiğim bir tek Faruk Ağabey kaldı.
    Rüştiye sokağın ucundaki beyaz ve uzun gazino-lokantaya rahmetli annem ve babamla bir gittiğimizde anormal bir hesap gelmiş, babam hesabı liste fiyatlarıyla karşılaştırıp itiraz ettiğinde hesap neredeyse yarıya düşmüştü. 1950’li yıllardı ve fiyatlara narh konulmuştu.

    Yilmaz Övünc

    Kurbagalidere köprüsünün yanindan sandal kiralar yaz akşamları fenerbahcedeki Belvu gazınosunun önüne gıderdik.O zamanlar bu gazino çok meşhurdu.Tanınmıs ses sanatçıları gelırdi.Aksamları çoluk cocuk aileler de sandallara dolar hem denız havası alır,hem de yanlarına getirdiklerini yer içer mehtapta şarkıları dinlerlerdi.Belvu gazınosundan Fenerbahçe yarımadasına piyasa yapanlar büyük bır kalabalık oluştururdu.Fenerbahce yarımadasında gündüzleri cımenler üzerinde piknikler yapılırdı.Sonradan bırkaç masadan olusan salaş çay bahçeleri açıldı.Burun tarafından biraz daha gösterişli çay bahçesi vardı.Moda tarafına bakan kısımda da Fenerbahçe klüp tesisleri bulunuyordu.Bunlar 1952-54 yıllarından ..Hey gidi günler hey…

Kerem Saltok

Sevgili Dostlar,bir süre önce Kurbağalı derenin
hatırlayabildiğim 1950-1970 arası tarihinden insanlarından bahsedeceğime,sevgili Admin’e söz vermiştim başlamak bu güne rastladı ama ne gün biter bilemiyorum……Sevgili Admin zaten konunun özetini verirken derenin enini boyunu,kollarını vs vermiş….ben ise deniz tarafından içerilere doğru anlatmak istiyorum
Kurbağalı dere nin başlngıç noktası bizim “Alman Kampı” dediğimiz St.Joseph lisesinin denizden rahatlıkla görülen dik bir rampa ile okulun sınırlarına giren dekovil hattı ve o hattın deniz tarafındaki iskelesi ile başlar,tabii o iskelenin o yıllarda bile
kalıntısı vardı bugün kimbilir ne haldedir… Okulun kuruluş yıllarında malum karayolu ile taşımacılık çok sınırlı
kaldığından,önceleri inşaat malzemeleri sonra okulun toptan ihtiyaçlarının temini için deniz yolu ve bu dekovil hattı kullanılmış,bana hocam ve ahpabım olan rahmetli fr.Humber anlatmıştı,sahilden başlayan o dekovil hattı okul içine kadar takriben 1500 mt.kadardır…bu arada kopillik devrimizde bir
kaç kere sağlam bir dekovil arabası ile o yolu
katetmiştik..yakalanıncada iyi bir fırça yemiş
tik…hatta hatırlarım okuldaki St.Bernard cinsi
köpek,yarı kurt “Yola”yı dekovilin kumanda merkezinin orada parçalamıştı…..
Oraya “Alman kampı” denmesinin nedeni ise 1953-54 lerde “Kadıköy Maarif Koleji”olan yer daha
önce “Alman Teutonnia”kulübünün yazlık yeri idi ayrıca ana binada “Karmelite”rahibelerinin kalması idi,pek sokağa çıkmazlardı ancak ben birkaç defa geniş kolalı beyaz başlıkları ile görmüştüm….sonra okul açılırken onlarda taşındı ama nereye gittiler bilemiyorum….
Biz o civarda oturan çocuk ve gençlerin oradan denize girmesine ses çıkarmazlardı hatta yaz kış denize giren “Fr.Lucien”(odun bey)rahmetli
de arasıra gelirdi (Eni ile boyu birbirine yakın tıkız kırmızı yüzlü sarışın bir Alsace’lı
ve çok iyi bir matematikçi idi….Moda,Şifa bahsinde geçen hemen bütün gençlerin bir miktar mutlaka “Almankampı”deneyimi vardır………
Oradan Dereye doğru giderken solda suyun içinde dört adet kolon üzerinde yükselen gri bir yapı görürsnüz…o..Dr.Mahmut Ata’nın Cris-
Craft teknesinin kızak yeridir tekne o yapının
üst tarafına kolanlarla çekilir muhafaza edilir
di….pek yakından görme şansımız olmadı zira
pek kimseye yüz vermez yaklaştırmazdı…..Ancak o devir için görülmedik bir yenilik idi.
Oradan az ileride derenin içeriye kıvrım yaptığı yere gelinirdi ki orada Şifa sokağından
inen merdivenlerle ulaşılan evler vardı…tam kimlerin olduğunu bilemiyorum zira o devirde ayak altında fazla dolaşmak yançalık etmek ayıp sayılırdı…bizde uzaktan görür geçerdik….bu günlük bu kadar

    Aylan Izmirli

    Sevgili Kerem
    Eski bir Sifali olarak oMaarif kolejinden evvel orada bulunan Rahibeler daha sonra oradan Modada galiba ismi Agabet sokagi olan ve Modaspor Basket sahasi ve Tranvaylarin gecdigi sagdaki bir yere gittiler.
    Bunu bilmemin sebebi benim onlardan Fransizca dersi almamdan oturudur.
    Mahmut Atanin Criscrafti dedigin gibi arada sirada cikardi ortaya ve en muhimi o merdivenleri biz yillar sonra Sifali genclerle yapmisdik bu ara merdivenlerin deniz tarafina gore sagindaki evde(Memet Dirisu) bir zamanlar Trockinin adaya gitmeden kaldigini rahmetli Teyzem belirtmisdi.

    Bu ara Sandalici Tyvik ve MehmetAliyi cok iyi hatirlarim ve son olarakda bir zamanlarki aci suyu olan Riviera oteli onundeki Cesmenin aslinda Sifa sokagi onunden tasindigini Teyzem belirtidi.
    Saygilar

Kerem Saltok

Devam edelim,dere girişe göre (sol) iskele tarafında içeri doğru bir yay çizer sonra kanal kısmı başlar,derenin orta yerinde hemen kanalla
aynı hat üzerinde bir topuk vardır,biz öreke taşı derdik dereliler bilirdik, ancak bir çok yabancı tekne takılıp hasarlanmıştı bir de can kaybı yaşandı orada,derede tekne imal eden,Cideli,Cemal Sağ,usta yeğeni Kemal ile sert lodoslu bir günde dereye girerken o taşa
çıkmışlar maalesef Cemal ustayı orada kaybettik
Kemal yüzerek kıyıya çıkmış,amcası Mevlut ve diğer kişilere haber verdi ama çok geçti naaşı birkaç gün sonra Kalamışta bulundu,Cemal iyi bir usta ve çok efendi bir kişi idi….ARE…
Karşı tarafta o zamanlar sadece Kızıltopraktan inen Rüştiye sokağının sağ tarafında bir gazino vardı,sahipleri bir gemi gibi aydınlatırlar hakikaten uzaktan bakınca seyir fenerleride dahil bir gemi gibi görünürdü..derenin kavis yapan kısımda kadın çorabında yaptığımız kepçelerle yemlik küçük karidesler,karşı kıyıda bileğimize kadar batağın içinde yemlik kurt çıkartırdık,bazı beyzadeler o zahmete katlanmaz
birilerinin çıkarttığı kurtları para karşılığı satın alırlardı……..
İlk zamanlar FB.nin kürek ünitesi daha kurulmamışı karşı yakada(Kızıltoprak yakası)orada sadece Sadığın yaz kış açık çay bahçesi vardı………..
Kurbağalı dere derken o devir gençlerinin ilk aşkları ile buluşma yerlerinden biri olan Yoğurtçu parkını anmamak olmaz bayağı büyük güzel ağaçları barındıran huzur dolu bir yerdi inşallah bugünlerde birilerinin gözüne batmaz
mamaafi Selami bey yeşili korumak için elinden geleni yapıyor………
Evet derenin girişinde (sağ)Sancak tarafında birşey yoktu başlarda dedik,(sol) iskele tarafına ise en popüler yer “Rainbow” oteli idi o devirde otel olarak yapılmış bahçede yüzme havuzu,restoranı ile modern bir tesis idi ancak sahipleri bir şeyi atlamışlardı “derenin kokusunu”biz alışık olanlar pek duymazdık ama oraya tatil için gelmiş insanları düşünün burunlarının direği kırılıyordu….tabii otel bütüngüzeliğine rağmenkısa süre içine kapandı …… bu
arada hangi kafa ve belediyecik anlayışı ile Kadıköyün bütün kanalizasyonunu derye verişlerdi ve bunu bir marıfetmiş gibi yapmışlardı bilemiyorum….çünkü benden 5/6 yaş büyük olanlar dereye girdiklerini kefal avladıklarını anarlardı………..
şimdilik bu kadar………..

Kerem Saltok

Kurbağalı derenin bugünkü görüntüsü binlerce yıl sonra oluşmuş şeklidir….dereye girerken (sağ)sancak tarafı Kızıltoprak Zühtüpaşa camii yakınlarına kadar giden geniş bir delta ile sonlanırmış örneğin Fenerbahçe stadı,orta okullar hep o alüvyon üzerindedir….(Sol)İskele tarafı ise Şifa sokağının dibine kadar gelen Moda kayasına dayanır ancak o taraftada dere şimdiki Yoğurtçupark caddesinin sol tarafındaki yokuşların dibine kadar gelirmiş
Kalhedon’luların tabii limanı olmuş o delta asırlarca………
Derenin sol tarafında kayık kiralyan veya özel teknelere bakan kayıkçılar vardı…halada var
ama ben dostum Faruktan başkasını artık tanımaz
oldum eskiden öyle miydi ya…..dereye girişte
birinci kayıkhane Rize/Güneysu’lu,Mehmet Ali kaptanındı,eski bir çektiri kaptanı,baba dostu,onun bir lafı hala aklımdadır:birgün bir
şey oldu nedir hatırlayamıyorum ama bana bir laf söyledi kendi şivesi ile “oğlum adam çoktur
ama insan hemen hemen yoktur”diye…..2.kayıkane,Tevfik isimli efendiden bir kişinindi,sonradan kansere yaklandı,oğlu Sadık çok efendi bir arkadaştı,Dz.harp okulundan Dz.subayı çıktı,3.kayıkhane..Polis Hasan ve karısınındı
Hasan genele sağır numarası yapardı,karısı iri
yarı bir Karadeniz kadını idi…Ula..Hasan gel bura dedimi Hasan hemen seyirtirdi….4.kayıkhane İsmail dayı diye birinindi,İsmail dayı o kadar zayıftıki,emsalleri rüzgarlı havalarda aman bir
yere tutun yoksa uçacaksın derler,şakadan ceplerine taş koyarlardı,onun kulübesini yıllar sonra dostum Faruk aldı herhalde hala oradadır Allah uzun ömür versin….5.kulübe Ali
isimli birinindi,Ali sonra işi büyüttü az yukarıdaki bakkal dükkanı filan derken mütahit oldu çıktı…iyi bir dosttu,benim ilk teknem”Lilo”yu zaman zaman altındaki lez,yosun ne varsa temizlensin diye oraya getirir bağlardım
bu arada o devirde derede asit miktarı o kadar fazla idiydi ki hiçbir canlı organızma yaşamazdı bizlerde bu temizleme ortamıdan istifade ederdik…..Bu arada dere hemen her iki senede bir tarak dubaları ile taranır temizlenirdi sonraları kepçeli vinçler getirdiler…hatta bir gün bir tanesi kepçesinde ne varsa üzerime boşaltmıştı…oda başka bir anı…ve her halde o kepçenin muhteviyatı dolayısıyla o zamandan sonra ben hiç nezle grip yaşamadım….
Bu seferde bu kadar.

Kerem Saltok

Ali bakkallığa terfii edince onun kulübsini sanıım şehir hatlarından emekli olmuş Hilmi isimli biri satın aldı biz kendisine Hilmi dayı
bıçkınlar ise moruk Hilmi derlerdi,son derece
hatırnaz,efendi biri idi.Teknem orada olması hasebi ile bende bir süre oranın müavimi idim,orada Necati bey isimli ufak bir imalathanesi olan,Ruhi bey isimli Konservatuvar pansiyon müdürü,karşı kıyıdaki uzun yalıda oturan (adını hatırlayamıyorum)birisi ve bir emekli albayımız vardı,bütün grup zaman zaman balığa giderdik özellikle gündüz lüferine….bahsettiklerimin hepsi yaşça benden epey büyüktü…..balığa çıkmadan peynir ekmek,zeytin,limona kesirilmiş helva ve güzel Marmara şarabı ile karnımızı doyurur öyle yola çıkardık…..benim tekne direkli olduğundan ya
Necati beyin 6 kuvvet (o zamanki tabiri ile)Sea
Guall’i ile yada Hilmi dayının 4 kuvvet Kohler
motorlu sandalını kullanırdık….şimdi düşünüyorumda o fındık kabuğu misal teknelerle nerelere gitmiştik……..Hilmi dayının kulübesi ve parkın orta kapısının karşı kıyısına sonradan kum çektirileri kum boşaltma
sahası olarak kullanmaya başladı..zaman zaman
sandalları zarar verdiklerinden münakaşalar olurdu…birde iki yaka arasında adam başı 25
krş’a adam taşıyan bir salapurya kayık vardı…kimbilir kaç defa karşıya geçtiğmiz…
Orta kapının diğer tarafında ilk kulübe Laz Ahmet ve oğulları Muzaffer ve Osman’nındı ….
Onlar hep balıkçılık yapar hem sandal kiralardılar….ben Muzaffere şiş göbek diye takılıdım………..

Kerem Saltok

Daha yazılacak epey şey var ama bugün hiç değilse taş köprüye (yani trafiğin aktığı beton
köprü)kadar yazalım……
Hilmi dayının külübesinin müdavimi adı hatırlayamadığım arkadaşımızın adı Raşit bey di esmer uzun boylu zayıf bir kişi idi…….
Bir anekdot…sonradan müteahit Ali ile Polis
Hasan (sağır)akraba idi bir kış günü dereye geldim ikisi tekneyi boşaltıyor belli balıktan gelmişler…yaklaşınca gördüm ki Ali sucuk gibi
titriyor…yahu ne oldu dedim…sağır duydu sırıtarak anlatmaya başladı…kırlangıca gitmişler,o zamanlar Fenerbaçe burnundaki demanyetizasyon şamandıraları daha yok,kumcular daha orayı keşfetmemiş,uygun takımla kırlangıç balığı tutuluyor (kırlangıç balığının,eğer bulabilirseniz çok güzel çorbası olur birde mayonezlisi başka türlüde olmaz)Sağır 1 metrenin üzerinde bir balık yakalamış ama takım ince,kepçe yok,Ali cup suya atlamış balığı kucaklyıp çıkarmış ondan
her tarafından sular akıyormuş….en balığı gördüm…eh değerdi doğrusu……..
Laz Ahmetten sonra,(Dursun’nun biraderinin)kulübesi vardı.Her ne hal ise ben bir türlü onunla hiç oturup konuşamadım…Enson külübe
İsmail diye genç esmer birinindi oda hatırladığımca M.Ali Kaptanın akrabası idi ama
ortadan çabuk kayboldu……
Karşı sahilde ise benim hatırlaığım biri tek katlı ki Raşit beylerindi diğerleri 3 katlı ahşap evler vardı çok uzun zaman oldu ama galiba Raşit beylerin tek katlı evi hala duruyor………Bundan sonra köprünün öbür tarafı…ki orası çok daha otantiktir……..
Unutmadan Yoğurtçu park caddesinin yani parka
paralel olan caddenin baş tarafında o devirde
Kadıköyün tek otomatik şanjöman tamircisi İskender usta ile yanında meşhur kaportacı Alaedin ustaların dükkanları vardı…şimdi hepsi tarih oldu………………

Kerem Saltok

Evet,şimdi taş köprüyü arkamıza alalım ve dere
nin içlerine doğru gidelim…sağda hemen köprünün bitişiğinde koyu esmer kıvırcık saçlı bir arkadaş otururdu biz ona hep “habeş”derdik
doğrusu hala ismini bilmen yanlız 8 hp.stuart motorlu alamatra kamaralı bir teknesi vardı,
karşı kıyıda sandöviççi Murat’ın oturduğu ev (ona St.Joseph bahsinde geleceğim)nun yanında
sevgili ve rahmetli arkadaşım Kutay Aygen’nin
dayısının evi ve oraya bağlı küçük zarif teknesi…..İleride sağda Dursunun kayıkhanesi
denen muhtelif zamanlarda tekne marangozlarının
çalıştığı ufak atölye ve yanında yine kıyıda Dursunun kahvesi…tam karşınızda demir yaya köprüsü….solda bizlerin mekanı sevgili arkadaşım “motorcu Yılmaz”merhumun dükkanı
Sizlere buraya gelip giden müdavimleri ile ilğili bilgiler aktarmak isterim…..başta Dursun Seyfioğlu merhum,ve biraderleri,işini bilir,ğızı biraz kalabalık bir Karaedenizli vatandaş….onun kahvesinin müdavbaşimlerinden hatırlayabildiklerim…başta dayı Mustafa,merhum,aslında sıcak demirci dev gibi
ama kalbi sıcacık bir adam bazı olaylar sonucu mesleği bırakıp işi balıkçılığa vurmuş…..
Mehmet ağabey bir adıda “deli”merhum…zkası cin gibi…köfte yemek için Tekirdağa,sardalya
yemek için Çanakkaleye gidecek kadar “Gourmet”
o devirde tabii bu laf kullanılmıyordu….Rustika Yılmaz (o çok şükür henüz sağ)hukuk mevzunu çok güzel kuzey mobilyaları imal ettiren ve satan,namı diğer büyük Enstein…bugünkü showmanleri on kere cebinden çıkarır sevgili süslü Fahri,ticaret filosunda makina zabiti,ve her yere götürdüğü “Vespa”si ile ünlü umarım hala sağ ve sihhattedir….meşhur Rıza beyimiz ,merhum,
DDY.müfettişliğinden emekli bir başka “vespa” hastası…sevgili Hızır kardeşimiz…son zamana kadar vitraylar yapardı…Ahmet usta,Balatta motor tamir atöyles vardı bazen sorardık..Ahmet ağabey çalişur mu diye oda her zaman aynı cevabı verirdi:Çalişmyupta ne b….yiyecek idu….ne günlerdi…..devam edecek…..

Kerem Saltok

Köprünün hemen bitişiğindeki kayıkhane (sabinin ismi sanırım Raşit,Rüştü gibi bir şeydi)oranın bir başka müdavim grubu vardı,Dursun,madara Aydın,Ergun ve Alaeddin usta kaportacı)ve diğerleri….bizim grupta Mercedes servisi sahibi Ateş ve Ahmet ustalar,Türkiyenin tanınmış matbaa sahiplerinden Kemal bey,onunla ilğili bir anektod…sene sanırım 1974 bizim büyük Einstein ve küçük Einstein (yani Rustika Yılmaz ve Motorcu Yılmaz yepyeni Renault TS.leri satın almışlar yan yana getirip ahkam kesiyorlar…ben dükkanın önünde oturuyorum o sırada Kemal bey bütün çalımı ile geldi yanıma
oturdu biraz lafladık ama belli motorcu Yılmaza birşey söyleyecek sonunda kalktı ağır ağır bizim Einstein ların yanına gitti…eeeeh be kapatın şu boklarıda iki laf edelim dedi ve döndü yine yanıma gelip oturdu bizim ikili tırstı iki üç dakika sonra yanımızda idiler
oraya gelen herkes kendine göre “nevi şahsına münhasır kişilerdi….sonra bizim Metin Aydemir….Yılmazın çırağı Fahri…bunca sene geçti hala kulağımdadır Yılmazın motor volanı sökeceği zaman Fahri:17/19 sarı takoz balyoz diye seslenmesi……….Salı pazarının kurulmasından önceki yıllarda Kadıköyün mühim bir kısmının kok kömürü tevzii derenin sağ kıvrım yaptığı yerden yapılırdı..o zamana şimdiki gibi kaloriferli bina hemen hiç yoktu kömür almak isteyen muhtardan ihtiyaç belgesi alır sonra Hasırcıbaşı sokağı ile Kuşdili caddesinin köşesinde şimdi sandöviççi olan yer) Kömür tevzii idaresine gidilir para yatırılır,gün alınırdı o günde kömür stok sahasına yani dere kenarınaki yere gidilir orada bekleyen tek veya çift atlı arabalardan
ve küfeci kiralanır sıra geldiğinde kömür alınır
arabaya yüklenir eve doğru yola çıkılırdı,bu arada kömürler şimdiki linyitler değildi halis
Zonguldak kok kömürü idi kömür önce gazhaneye getirilir orada gazı alınır koklaştırılır sonra satışa verilirdi,ne güzel şeydi kışın gürül gürül yanan soba başı sohbetleri sobada demlenen çay kebab edilen kestane…..Neyse bırakalım romantizmi artık her şey değişti….
O zamanlar sandalla dere üzerindeki Ziverbey köprüsüne kadar (yani minibüs köprüsü)gitmek mümkündü……..Bitirmeden birde derenin şiddetli yağmurlarda taşma huyu vardı ki bağlı
tekneler coğu zaman yola çıkar orada kalırdı……..Şimdi deremizi ruhsuz bir kanal yapıp bıraktılar……

    nezih

    miskiamber sokakda tornacıydım sandalcı seyfi ile yanyana dükkanımız vardı yılmaz usta ateş ve kardeşi ahmet rahmetolsun daha çok esnaf arkadaşlarımız vardı….

IŞIK GÜRBÜZ

Sayın Saltok,
Çocukluğum ve ilk gençliğimin anılarını çok güzel canlandırdınız. Laz Ahmet’in oğlu Muzaffer geçen senelerde rahmetli oldu. Osman ise daha çok Trabzon’da, dediğmi gibi eskilerden bir tek Faruk ağabey kaldı. Bu yazılarınızın bir kopyasını ona vereceğim. Elinize sağlık. Saygılar.

Alperen yildirim

Sayın Saltok tahtaköprůnůn ve okulun yanındaki eski yalı hakkında bildiklerinizi bizimle paylasirsaniz sevinirim.

Yılmaz övünç

Bizim kurbağalıdere’de ikametimiz çok eski yıllara gider.Tahta köprüden karşıya geçince dere kenarında bir açıkhava gazinosunu vardı.Biraz yürüyünce Fenerbahçe stadının arka kapısına gelirdik.Orada ufak bir arsa vardı,normal futbol topu bulmak o zamanlar herkes için mümkün olmadığından gazeteleri sıkıştırıp top yapıp,maç yapardık.Ufak bir tenis topu ele geçirebilirsek deme keyfimize.Çok arkadaşlar vardı ama şimdi hiçbirinin adını hatırlayamıyorum.Gazinocunun oğlunun ismi Yücel mi idi pek emin değilim.şifa sokak karşısında Bakla tarlası bulunuyordu.Terzi Şükrü’nün dükkanı vardı.Sokullu sokağının girişinde Yalçın’ın Elektrikçi dükkanı ve yanında bir kunduracı vardı.Aynı sokakta Engin adlı bir ilkokul arkadaşım oturuyordu.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir